Sincapların filizlendirdiği meşe palamutları, yerli ve milli biyoplastik materyal oluyor

7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan 3 lise öğrencisi, kutup okyanuslarındaki mikroplastik kirliliği önlemek için yerli ve milli biyoplastik materyal üretimi yaparak dünyanın bilinmeyen geleceğine ışık tutmayı amaçlıyor.

Sincapların filizlendirdiği meşe palamutları, yerli ve milli biyoplastik materyal oluyor
Yayınlama: 15.03.2023
A+
A-

ANTARKTIKA (AA) – TÜBİTAK 2204-C Lise öğrencileri Kutup Araştırmaları Projeleri Yarışması çağrısı kapsamında TEKNOFEST’te ilan edilen 3 liseli genç bilim insanı, 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılarak meşe ağacı palamudundan geliştirmiş oldukları doğada çözünebilen plastik projelerini test etme imkanı buldu.

Cumhurbaşkanlığı himayelerinde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı uhdesinde, TÜBİTAK MAM Kutup Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonundaki 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan öğrenciler, kutup okyanuslarındaki mikroplastik kirliliği önlemek için yerli ve milli biyoplastik materyal üretimi yaparak dünyanın bilinmeyen geleceğine ışık tutmayı amaçlıyor.

Sincapların sakladıkları yeri unutup filizlendirdiği meşe ağacı palamutları, mikroplastik kirliliğini önlemek için yerli ve milli biyoplastik materyal olurken, öğrencilerin Antarktika’da denedikleri malzemeler, “üretim ve tüketim aşamasında çevre dostu” olarak adlandırılıyor.

Antarktika King George Adası’nda bulunan Şili’ye ait Escudero Üssü’ndeki bilim insanları ile çalışmalar yapan öğrenciler, 3 günlük saha çalışmalarında bilim insanlarından iklim değişikliği konularında bilgiler edindi. Aynı zamanda kutup canlılarını ve buzullardaki erimeleri gözlemleme fırsatı bulan 2204-C lise öğrencileri, gerçekleştirdikleri doğada çözünebilen plastik projelerini, saha çalışmasıyla perçinledi.

Genç bilim insanı Zeynep İpek Yılmaz, Antarktika’da Şili Bilim Üssü’ndeki bilim insanlarının projelerini dinlediklerini ve kendi projelerini de bilim insanlarına anlattıklarını aktararak, “Burada kendi projemizi de denedik, sahada testlerini gerçekleştirdik. Collins buzulu ve Ardley Adası’nı ziyaret ettik. Küresel ısınma sebebiyle buradaki buzulların çok hızlı şekilde eridiğini gördük, penguen popülasyonunda azalma olduğunu gördük. Buradaki bilim insanları bize penguenlerin sayılarındaki azalmaların sebeplerini küresel ısınma ve yiyecek bulamadıklarından dolayı olduğunu ve daha güneye göç ettiklerini anlattı.” diye konuştu.

“Burada yaptığımız çalışmalar gelecekte bize ilham olacak”

Yılmaz, Antarktika’ya geldiklerinde daha beyaz bir kıta görmeyi beklediklerini ifade ederek, “Açıkçası bu durum bizi üzdü. Bunun en büyük sebebi insanların yaptığı karbon salımı. Burada gördüklerimiz daha çok bilinçlenmemizi sağladı. Geldiğimizde de, gelmeden önce de bunun farkındaydık. Bu yüzden böyle bir proje ürettik ama buraya gelerek verdiğimiz zararı daha net bir şekilde görmüş olduk. Bu da bize ilham olacak.” dedi.

Şilili bilim insanlarının çok sıcakkanlı olduklarını ve kendilerini çok iyi karşıladıklarını dile getiren Yılmaz, “Çok güzel bir laboratuvarları var ve buradaki bilim insanlarının insan ilişkileri de çok iyi.” ifadesini kullandı.

Yılmaz, ilk defa plastikler konusunda yaşadığı farkındalığın bir video sayesinde olduğunu vurgulayarak, insanların olmadığı bir adada kuşların popülasyonunda azalma olduğu ve öldüğünün fark edildiğini, araştırmacıların aldıkları izinlerle adaya gidip çalışma yaptığını, bu durumun kuşların midesindeki plastiklerden kaynaklandığının ortaya çıktığını anlattı.

“İnsanların hiç olmadığı bir adada bile bu kadar plastik varsa tükettiğimiz plastiklerin onları ne kadar etkilediğini gözlemlemiş olmak beni çok etkilemişti” diyen Yılmaz, ilk temas ettikleri plastik malzemelerin; emzik, bebek bezi gibi ürünler olduğunu söyledi. Yılmaz, insanoğlunun doğayı çok kirlettiğini, hayvanları düşünmeden bilinçsizce davrandığını, bunu değiştirmek için bir şeyler yapmanın kendilerini iyi hissettirdiğini ifade etti.

Meşe ağacı palamudunun buzullarla da ilgisi olduğunu ifade eden Yılmaz, “Projemizi burada deniyor olmak gerçekten çok güzel bir his. Laboratuvar ortamında bu deneyleri yapıyoruz ama bu sudaki baziklik derecesi farklı, bu suda yaşayan mikroorganizmalar farklı. Dolayısıyla buradaki çözünme davranışı laboratuvar ortamından farklı olacak, bunu gözlemlemek bizim için çok özel.” diye konuştu.

Plastiklerin ham maddesinin petrol ve türevleri olduğunu vurgulayan Yılmaz, şöyle devam etti:

“Fosil yakıtların kullanılması yenilenemeyen kaynak olduğu için biz kaynaklarımızı tüketiyoruz. Bunun yerine bizim kullandığımız gibi bir kaynak kullanıldığında hem bunun önüne geçiyoruz hem de doğaya yaptığımız karbon salımını azaltıyoruz. Ayrıca, plastiklerin içerisinde kanserojen maddeler var ama biyoplastiklerin içerisinde böyle bir madde yok. Böylelikle hem canlılara zarar vermemiş oluyor hem de çevre dostu bir alternatif oluyor.”

Üretilen biyoplastik doğada 45 günde çözülecek

Ürettikleri malzemenin çözünme testlerini yaparken su, asit ve bazik ortamda uyguladıkları testlerdeki sürenin ortalama 45 gün, Antarktika’da yaptıkları testlerde ise bu sürenin daha hızlı olduğunu aktaran Yılmaz, “Literatür taraması yapılan hiçbir projede meşe ağacı palamudunun biyoplastik üretimi amacıyla kullanılmadığını gözlemledik. Bu anlamda meşe palamudu projemiz için özgün diyebiliriz.” ifadelerini kullandı.

Canlıların habitatlarını terk etmelerinin çok üzücü olduğunu dile getiren Yılmaz, atıkların büyük bölümünü plastiklerin oluşturduğunu, plastiklerin yanı sıra balıkçıların bıraktığı ağ, ip, metal gibi atıkların da canlıları etkileyen atıklar arasında yer aldığını anlattı.

Plastiklerin canlıların vücuduna girdikten sonra üreme, solunum ve boşaltım sistemlerinde ciddi sorunlara sebep olabildiğini vurgulayan Yılmaz, “Çünkü plastikler hem kendileri toksik madde içeriyor hem de mikro boyutta olduğu için etraftaki toksik maddeleri absorbe ederek onların da canlıların vücuduna girmesine neden oluyor. Bunun en yaygın sonucu ölüm ve canlının doğal yaşam alanını terk etmesi oluyor.” diye konuştu.

Yılmaz, her yıl 8 milyon ton plastiğin okyanuslara karıştığını belirterek, “Plastikler okyanus akıntıları, atmosferik yayılım, yağış ve akışlarla kutup bölgelerine kadar ulaşabiliyor.” dedi.

Kıtaya gelmeden önce Ayder Yaylası’nda eğitim aldıklarını bildiren Yılmaz, “Antarktika kıtasında konfor alanımızın dışındayız. Antalya’dan sonra hava ve şartlar çok ekstrem, hepimiz ailemizi özlüyoruz ama burası için değer. Çünkü Antarktika çok güzel. Antarktika’da olmak zorlu ama değer.” ifadelerini kullandı.

Gelecekte bu işlere devam ederek bir bilim kadını olmayı istediğini dile getiren Yılmaz, Türkiye’nin de ziyaret ettikleri üslere benzer bir üsse sahip olmasını istediklerini aktardı.

“Çok ciddi bir iklim değişikliği süreci ile karşı karşıyayız”

Antarktika kıtasına 9. kez ayak basan 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi Koordinatörü Prof. Dr. Burcu Özsoy da İstanbul’a dönüş uçağına bindiği anda Antarktika’yı özlediğini, bu heyecan ve özleminin hiç bitmediğini ifade ederek, şu görüşleri dile getirdi:

“Bu 9. Antarktika seferim. İlk sefer ile arasında hiçbir fark göremiyorum. Yolumuza hep aynı heyecan ile devam ediyoruz. 2006 yılında ABD’de doktora çalışması yaparken bu imkanı yakalamıştım. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında Türkiye’den yola çıkarak ulusal seferimize dahil olan lise öğrencilerimiz yanımda. Onlarla aynı heyecanı yaşıyorum, yaşamamak mümkün değil. Bilimsel çalışmalar yapmak, kutuplarda bunu gerçekleştirmek, Türkiye Cumhuriyeti’nin 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ni yapıyor olmak ve kız öğrencilerimiz ile beraber olmak çok büyük mutluluk.”

TÜBİTAK 2204-C Lise öğrencileri Kutup Araştırmaları Projeleri Yarışması için sosyal bilimler, fiziki bilimler, yer bilimleri ve canlı bilimleri olarak kategoriler belirlediklerini bildiren Özsoy, fiziki bilimler çalışması yapan öğrencilerin Antarktika’ya gelmeye hak kazandığını, TEKNOFEST’te bu duyurunun yapıldığını söyledi.

Özsoy, Antarktika’da Tuz Gölü büyüklüğünde bir buz kütlesinin ana kıtadan kopup okyanusa entegre olduğunun bilindiğini hatırlatarak, “Haliyle çok ciddi bir iklim değişikliği süreci ile karşı karşıyayız. Bu, sadece Türk bilim insanları için alınan bir aksiyon değil, tüm dünyayı etkileyen bir süreç içerisinde olduğumuz anlamına geliyor. Öğrencilerimizin ürettiği bu malzemenin özellikle Antarktika’da test edilmesi, Türk bilim insanları tarafından kullanılması, yeri geldiğinde bunun ticarileştirilip dünya pazarına çıkması, milli bir ürün olarak bizim için çok kıymetli.” dedi.

Öğrencilerin, 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne dahil olması ve bilim insanlarına katılmasının onlara çok büyük bir vizyon kattığını ifade eden Özsoy, şunları kaydetti:

“Sadece gelip ürettikleri malzemeleri sahada denemenin yanı sıra diğer dünya ülkelerinin üslerini ziyaret edip laboratuvarlarında çalışma, hatta bir bilim üssünde konaklama imkanı da elde ettiler. Tabii ki Antarktika’da çok büyük bir iş birliği var, çok uzak bir noktadasınız ve sadece İstanbul’dan baktığınızda 14 bin kilometre uzaklıkta bir mesafedeyiz.

Ülkelerin birbirine desteği burada çok kıymetli. Bu anlamda da hem diğer dünya ülkelerinin üslerine yapılan ziyaretler oldu, Brezilya, Uruguay, Arjantin, Polonya, Şili gibi ülkelerin üslerini görebilme imkanı, aynı zamanda laboratuvarlarında çalışma ve bilim insanları ile tanışma fırsatı elde ettiler. Buradaki tüm bilim insanları, genç araştırmacılarımızla tüm dünyaya hizmet edecek araştırmalar yapıyorlar. Çünkü burada kopan bir buzul, tüm dünyayı etkileyecek etkiye sahip.”

“Sefere katılan katılımcıların üçte biri kadın”

Prof. Dr. Burcu Özsoy, 13 yıldır Türkiye’nin dört bir yanından öğrencilerle bir araya geldiklerini bildirdi.

Diğer dünya ülkelerine baktığında 1800’lü yıllardan beri Antarktika’da üsleri olduğunu hatırlatan Özsoy, şunları kaydetti:

“Kaç ülkenin lise öğrencisi Antarktika’ya getirmiş olduğuna bakarsak belki iki elin parmakları ile sayabiliriz ki 30 ülkenin üssü var burada. 7. Ulusal Antarktika Bilim Seferi’ne katılan katılımcıların üçte birini kadın araştırmacıya çıkarabildik. Kadın bilim insanlarının, kız çocuklarının da artık ön planda olması gerekiyor. Kendi ulusal bilim seferimizde bunu başardık. Sayın Santiago Büyükelçimiz, 3 liseli kız öğrencimiz bizlerle beraberdi. Seferin üçte birinin kadın araştırmacılardan oluşmuş olması bizler için bir güç. Bundan sonraki hedefimiz de mümkün olduğunca yarı yarıya, hatta yarıdan fazlasının kadın olması.”

Muhabir: Şebnem Coşkun

sonbasin.com / AA

REKLAM ALANI
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.

betnis giriş
betnis
yakabet giriş